POZİTİF TEHLİKE: EKONOMİ

HİLAL GENÇ – İktisat Öğrencisi

Ekonomi, somut maddelerin konusu değildir. Ekonominin konusu, insanlar ve insanların anlamları ile hareketleri üzerinedir.

Ludwig von Mises

Basit anlatımıyla ekonomi, insanların sınırsız ihtiyaçlarını gelirleriyle, servetleriyle, borçlanma kapasiteleriyle yani sınırlı imkanlarıyla karşılama işidir. Bu sistem içerisinde yaşadığımız sürece ihtiyaçlarımız sınırsız görünür işte bu noktada ekonomiye ihtiyaç duyulmaktadır. Çünkü ekonomi, toplumun ihtiyaçlarının karşılanmasını organize eden bir sistemdir. Ekonomik sistemlerin nihai hedefi toplumun refahını arttırmaktır ve iktisatçılar tarafından üçe ayrılmaktadır. Üretim araçlarının kamu mülkiyetinde olduğu sisteme sosyalist sistem, özel mülkiyette olduğu sisteme kapitalist sistem ve her iki kesimde olduğu sisteme ise karma sistem adı verilmektedir. Bütün ekonomik sistemler bir siyasal sistem ile birlikte yürütülmektedir. Liberalizm kapitalizm ile birlikte yürüyen siyasal bir sistemdir, özgürlüğü ve özgür düşünceyi temel alan bir siyasal düşünce akımıdır. Serbest piyasa, özel mülkiyet gibi çıkarları maksimize etmenin temelini oluşturmaktadır. Bu yüzden insanlar da her zaman en yüksek kazancı, en yüksek ücreti, en yüksek karı ya da rantı hedeflemektedirler. Kapitalizmin özü de buradan gelmektedir. Kapitalizm tüketim üzerine odaklanmış bir sistem olduğundan dolayı ekonomi bilimini de tüketimi esas alarak değerlendirmektedir. Tüketim, ekonomik faaliyetin itici gücü olsa da insanın üretime geçmesinden sonra üretim ilişkileri ve sanayi devriminden sonra da paylaşım meselesi tüketim kadar önem kazanmış, öne çıkmıştır.1 Ekonomiyle ilgili bilmemiz gereken iki önemli nokta; arz ve taleptir. Arz, satışa sunulan bir malın miktarıdır. İstediğimiz ürünleri pazarlarda, marketlerde, mağazalarda bulabiliriz işte bu pazarlardaki ürün miktarı arzı ifade etmektedir. Ürünlerin sunulabileceği bir piyasa, belirli bir zaman dilimi ve belirlenmiş fiyatlar dizisi arzın üç ana özelliğidir. Talep ise bir maldan ne kadar satın alınmak istendiğidir. Ancak şu unutulmamalıdır ki her istek ve arzunun ekonomik anlamda talebe dönüşebilmesi için yeterli satın alma gücü ile desteklenmesi gerekmektedir. Örneğin, alım gücü yüksek olan bir kişinin ev almak istemesi bir taleptir fakat alım gücü olmayan bir kişi için bu bir hayal ya da hedeftir. Bu sebeptendir ki belirli bir zamanda veya ürünün satıldığı belirli bir dönemde, ürünün belirli olan birim fiyatı ve talepte bulunanın satın alma gücü talebin önemli özelliklerindendir. Arz talepten fazlaysa malın fiyatı düşer; talep, arzdan fazlaysa malın fiyatı yükselir. Diyelim ki bir çiftçinin işleri yolunda gitmedi ve üretimi bir önceki yıla göre azaldı. Bu durumda talepte de aynı oranda bir azalış yoksa o zaman fiyatlar artacak demektir.

Ekonomik olarak her piyasadaki denge arz ile talebin kesiştiği noktada buluşur. Söz konusu malın ya da hizmetin denge fiyatı ve denge miktarı bu noktada bulunmaktadır. Bu şekilde oluşturulmuş mal ve hizmetlerin piyasa fiyatları dolayısıyla değerleri belirlenmektedir.  Böylece piyasada oluşan talebe göre üretim biçimlenir ve talebin yoğunlaştığı mal ve hizmetlere göre üretim yani arz da oraya yoğunlaşacak demektir. Çünkü kimse talebi olmayan mal ve hizmet üretimine girmek istemez. Talep neredeyse üretilen mal ve hizmetler oraya kayar. Böylece arz ve talep buluşur. Piyasada talep fazlası olduğunda yükselen fiyat, talep fazlasını frenler ve arz ile talep arasındaki denge sağlanmış olur.

Bu noktada ekonomi bilimini şöyle tanımlayabiliriz: Ekonomi bilimi, istekleri karşılamaya yönelik mal ve hizmetlerin üretimi, bu üretimin katkıda bulunanlar arasında paylaşılması ve eldeki sınırlı imkânlarla çeşitli istekler arasından tercih edilenlerin karşılanması çabalarını inceleyen ve bu ilişkilerin doğru kurulabilmesi için çözümler öneren bilim dalıdır.2

Para

“Para kötü bir sahip, harika bir köledir.”

P.T. Barnum

Para, bir değiş tokuş aracı, bölünebilir bir meta, bir ölçü birimidir. Paranın üç temel kullanım alanı vardır. Bunlardan ilki, pazara ya da markete gidip bir kilo patates satın almak istediğinizde karşılığında bir miktar domates vermenize gerek bırakmayan şey paradır. Hizmet veya mal satın almak için kullanılır. İkincisi, değer biriktirmektir. Zenginliğimizi, borcumuzu belirleyen bir tasarruf, değer saklama aracıdır. Üçüncüsü, ölçü birimi olarak kullanılmasıdır. Marketten alacağınız ürünün fiyatı sizin için bir ölçü oluşturur, bu şekilde maliyetinizi elde edersiniz.  Bir şeyin gerçek maliyeti onu elde etmek için nelerden vazgeçtiğinizdir ki bu da her zaman nakit paradan çok daha fazlasıdır.3 Harcadığınız zaman ve verdiğiniz emek de buna dahildir. İnsanlar maliyetlere çeşitli şekillerde tepki vermektedirler. Bir şeyin fiyatı düştüğünde bizim için daha çekici hale gelir. İnsanlar birkaç gün önce satın almak istemeyecekleri bir ürünü yılbaşı indirimde alabilirler. Bunun tersi bir durumda yani fiyatlar yükseldiğinde de almak istediğimiz ürünleri alamayabiliriz ve bazı ürünlerin değeri onları kullanan diğer insanların sayısıyla artar. Bu yüzden alınan her karar bünyesinde bir değiş tokuş barındırır. Fakat yapılan tercihlerin yaşamları birbirlerinden farklı insanlara dayatılması kötü bir ekonomiden kaynaklanmaktadır.

Para refahtan oldukça farklıdır. Refah, beşeri sermayedir. Değeri olan her türlü şeyden oluşur. Para refahın alt kümesidir, ticareti kolaylaştıran bir değişim aracıdır. Bu durumda akıllara parasız ekonomi olur muydu sorusu gelebilir. Teoride paraya ihtiyaç yoktur. Basit bir ekonomi takas yöntemiyle işleyebilir. İlkel bir toplumda bir elbise için üç tavuk vermek ödeme yapmak için yeterlidir. Fakat daha gelişmiş bir ekonomi varsa takas yöntemi verimli olmaz. Trendyol’dan aldığınız ceketin ödemesini tavukla yapmak lojistik olarak büyük bir zorluk olurdu. Bu yüzdendir ki ticareti kolaylaştırmak için çeşitli paralar ortaya çıkmıştır. Sonuçta herhangi bir değişim aracı aynı temel amaçlara hizmet etmektedir.

Merkez Bankası ve Faiz

Tüketiciler, şirketler, devlet ve devlet daireleri, bankalar ve merkez bankaları ekonominin önemli faktörleridir ve bu faktörler birbirleriyle ilişkilidir. Ekonomide çok önemli bir konuma sahip olan Merkez Bankası motor gibi işleyen bir sistemin yakıtını üretir yani faizi belirler. Aynı zamanda para arzını dolayısıyla kredi musluğunu da kontrol etmektedir. Bu musluk açık bırakıldığında faiz oranları düşer, ekonomideki para miktarının ve borçlanmanın artmasına sebep olur. Yeni arabalar, yeni evler ve yeni fabrikalara kadar borç para almayı gerektiren her şey için daha özgür bir şekilde para harcarız. Dolayısıyla Merkez Bankası ekonomik sarsıntıları engellemek için para politikasını kullanabilmektedir. Ayrıca, yaşanan ani şoklardan ve krizlerden sonra tüketicilerin harcama yapabilmeye devam etmesi için mali siteme para girişi sağlayabilir ya da faizleri arttırabilmektedir. Bunu yaparken faiz oranlarındaki değişimin yaratacağı etki ve ne kadar süreceğini de dikkate almalıdır. Peki ya Merkez Bankası bu gücü nereden almaktadır? Öncelikle, ticari bankalar tüzel kişiliklerdir. Faiz oranı sermayenin kira oranı veya paranın fiyatı olduğundan dolayı Merkez Bankası A bankasının müşterilerine verdiği konut ya da araç kredilerinin faizlerini indirmeye veya arttırmaya zorlamaz, bu dolaylı bir süreçtir. Merkez Bankası, ticari bankalardaki mevcut fon miktarında değişiklik yaparak faiz oranlarında değişiklik yaratmaktadır ve bankacılık sistemine yüksek miktarda yeni fon enjekte ederse de para arzını arttırmış olur. Bankalardaki para miktarı artarsa faiz oranları borç alanları mevcut fonlara çekecek şekilde azalması gerekmektedir. Sermaye kısıtlı olduğunda da bunun tersi söz konusudur. Sonuç olarak bu durum Merkez Bankası’nın arzı kontrol ederek yaptığı bir arz talep durumudur.

Kısa vadeli faiz oranları uzun vadeli oranlarla aynı yönde hareket etse de etmese de Merkez Bankası’nın kararına bağlıdır. Uzun vadeli oranlar bugün para arzına değil; piyasaların para arzı üzerine talebe bağlı olarak on, yirmi ve hatta otuz yıl sonra ne olacağı şeklinde yapılan tahminlere dayanmaktadır. 2001 krizine baktığımızda Türkiye’nin uluslararası sermaye piyasalarından borç almasının zorlaşması Türkiye’nin ödemeler dengesini olumsuz yönde etkilemiştir. Türkiye 1999 yılının sonuna doğru ekonomik açıdan birçok sorunla karşı karşıyaydı. Ekonominin yüzde 6 oranında küçülmesi, yaşanan enflasyon, bütçe açıkları ve hazine faizlerinin yıllık ortalama bileşik faiz oranını aşması Türkiye’yi son derece karamsar bir görünüm içerisine sokmuştur.

IMF Stand-By Düzenlemesi Uluslararası Para Fonu’nun, normalde bir finansal krizden kaynaklanan finansal yardıma ihtiyacı olan bir üye ülkeye finansal yardım içeren ekonomik bir programdır.4 2000 yılında enflasyonu düşürmek ve sürdürülebilir bir büyüme oranının sağlanması amacıyla IMF stand-by desteğinde bir programa girildi. Bu programın amacının gerçekleştirilmesi için pek çok yapısal reformların yapılması ve özelleştirmenin hızlandırılmasının yanı sıra özel dizayn edilmiş para ve kur politikası izlenmiştir. Hükümetin yapısal reformları gerçekleştirmedeki kararlılığı genel ekonomi ve piyasalarda iyimser bir ortam oluşturmuştur.

Para ve maliye politikaları ekonomideki en önemli müdahale araçlarıdır. Kriz sonrasında para politikasında yaşanan değişiklikler: (1) Merkez Bankası bağımsızlığını kazanmıştır. 25.04.2002 tarih ve 4561 sayılı yasa ile Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) bağımsızlığı kabul edilmiştir. Bu yasa ile “fiyat istikrarını sağlamak ve sürdürmek” TCMB’nin temel amacı olarak ilan edilmiş ve bu amaca ulaşmak üzere para politikası araçlarını kullanmada kendisine bağımsızlık verilmiştir. 5 (2) 2001 yılının Şubat ayında dalgalı döviz kuruna geçilmiştir. Daha öncesinde sabit kur uygulaması kullanılmaktaydı ve kur TCMB tarafından belirleniyordu. Sabit kurun kullanılmasındaki amaç enflasyonu kontrol altına almak, ihracatı desteklemek ve kur riskini azaltmak olsa da bunun tersi sonuçlar alınmıştır. (3)  Türkiye’de 2002 ile birlikte örtük enflasyon hedeflemesine geçilmiş, 2005 yılında TL’den altı sıfır atılmış ve 2006 yılı ile birlikte açık enflasyon hedeflemesine geçilmiştir. Enflasyon hedeflemesi, bağımsız TCMB’nin enflasyonu rakamsal bir hedef olarak aldığı ve dalgalı döviz kuru sistemi içerisinde kısa dönemli faizleri para politikası aracı olarak kullandığı şeffaf bir para politikası rejimidir.6 Böylece enflasyon kontrol altına alınmıştır.

Kriz sonrasında maliye politikasında yaşanan değişikler şunlardır: (1) devlette şeffaflığın artırılması ve kamu finansmanının güçlendirilmesi, bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılması, düzenleyici önlemlerin alınması ve rekabet gücünü artırıcı düzenlemelerle Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı uygulanmıştır. (2) Vergi gelirlerinde artış sağlandığında ve dış borçlanmanın iç borçlanma yerine ikame edilmesi sonucunda Hazine’de iç borçlanma talebi azalır ve piyasadaki fon miktarı artar böylece döviz girişi karşılığında yatırılacak para da piyasaya ek likidite olarak sunulur. (3) Faizlerde düşüş yaşanması enflasyon ile olan mücadelede büyük bir sorun teşkil ediyordu. Böylece bir çelişki ortaya çıkmak durumunda kalıyordu. Faizlerde düşüş yaşanması Hazine’nin borç yükünü düşürse de Merkez Bankası’nın enflasyonla olan mücadele politikasını zedelemekteydi. Fakat bu durum göz ardı edildi ve ertelenen tüketim istekleri hızla devreye girdi. Tasarruflar tüketime kaymaya başladı ve talep canlı kaldığından dolayı enflasyondaki düşüş beklenen hızda olmadı.

 Türkiye 2000’li yıllarda 90’lı yıllara göre daha liberal bir ekonomiye doğru hareket etmiş olmakla birlikte; kazanımların kaybedilmemesi ve daha ileri noktalara taşınması açısından daha yapılacak çok şey bulunmaktadır.7

Enflasyon

Enflasyon, saçınız varken beş dolara yaptırdığınız saç tıraşını, saçınız döküldüğünde on dolara yaptırmanızdır.

  • Sam Ewing

Enflasyon, fiyatların sürekli bir biçimde yükselmesidir. Fakat fiyat artışından kastettiğimiz şey belirlenmiş malların fiyatlarının sürekli artmasıdır. Eğer bir ürünün fiyatı artmış, başka hiçbir şeyin fiyatı artmamışsa o zaman bu bir fiyat artışıdır. İnsanlar bunun enflasyon olduğunu düşünebilirler. Ama enflasyon fiyat artışı demek değildir. Enflasyon, bir sepetteki mal ve hizmetlerin çoğunun ve devamlı olarak artması demektir. TÜFE, en kapsamlı ve en çok kullanılan fiyat endeksidir. Bu endeksteki değişiklik enflasyondaki değişim olarak kabul edilir.

Stagflasyon, iki ayrı sözcüğün birleşimden oluşmuştur. İlk bölümü durgunluk anlamına gelen stagnation’dan, diğer bölünü de enflasyondan gelmektedir. Durgunluk içinde enflasyon demektir. Reel ekonomik büyüme olmadan ya da GSYH nominal olarak büyürken reel olarak büyümemesi halinde oluşmaktadır. 1991 yılında Türkiye stagflasyon benzeri bir durumla karşılaşmıştır.

Slumpflasyon, ekonomik dengesizliğin en korkutucu hali olarak anılmaktadır. Slumpflasyon da stagflasyon gibi iki ayrı sözcüğün birleşimden oluşmaktadır. Slump; batma, çökme anlamına gelmektedir, ikinci kelime ise enflasyondur. Bu iki kelime birleştirildiğinde slumpflasyon yani çöküş içinde enflasyon gibi bir anlama gelmektedir. Yani ekonomi küçülse bile enflasyon olgusunun hala var olmasıdır. Nominal olarak büyümüş görünse de reel olarak küçüldüğünden dolayı 2001 krizi bu duruma örneklerden biri olarak gösterilmektedir.

Enflasyon fiyatların artmasından ziyade aynı zaman da satın alma gücünün de düşmesi demektir. Yani TL’nin eskisine göre daha az satın alınmasıdır. Merkez Bankası ve ekonomik yıkım arasındaki bağlantının temeli de budur. Para kısıtlı sayıda ise değerlidir ve bu kısıtlılığı Merkez Bankası kontrol etmektedir.

Herkesin enflasyonu farklıdır ve bunu ölçmemize imkan yoktur. Üç odalı bir ev ile tek odalı bir evin giderleri aynı değildir. Aynı şekilde yüksek bir maaş olan kişinin ve asgari ücret alan bir kişinin gıda harcamasının bütçesindeki yeri aynı değildir, bu da enflasyonun önemini göstermektedir. Birçok insan sabit ücretlerle senede bir defa zam alınan işlerde çalışmaktadır ve bu zam bir önceki yılın enflasyonuna göre belirlenmektedir. Bu durum maliyet dezavantajı yaratır ve kur da baskı oluşturmaktadır. Örneğin, aldığınız yüzde 10 zam ile yüzde 25 civarında yükselen mal ve hizmetleri almaya çalışırsanız bu para kaybettiğiniz anlamına gelmektedir. Satın alma gücünüz aşınır ve fakirleşirsiniz. Bu durumda yükselen ve kontrol edilemeyen enflasyon çok büyük bir sorundur ve insanları fakirleştirmektedir, gelir dağılımını bozmaktadır.

Aynı zamanda enflasyon vergileri de tahrif eder. Vergi gelirleri enflasyona göre tam olarak ayarlanamadığı için sizin geliriniz reel olarak değil enflasyon yüzünden hormonlu olarak büyür ve bu durumda daha fazla vergi ödemek durumunda kalırsınız. Enflasyon insanların uzun vadede plan yapmasını da engellemektedir. Bu durum insanlara kendilerini güçsüz hissettirir, öldürmez ama süründürür ifadesi enflasyonu çok güzel anlatmaktadır. Yüksek ve düşeceğine kimsenin inancı kalmayan enflasyon TL’nin sürekli değer kaybına neden olur, çünkü kimse o parayı elinde tutmak istemez. Bu durumda ekonomi için kötü sonuçlar doğurmaktadır.

KAYNAKLAR

1 Eğilmez, Mahfi. “Kendime Yazılar”. Mahfi Eğilmez. Web. 21 Ocak 2019

2 Eğilmez, Mahfi. “Kendime Yazılar”. Mahfi Eğilmez. Web. 21 Ocak 2019

3 WHEELAN Charles, Çıplak Ekonomi, Çev: Giray Ergin, Pegasus, İstanbul 2015, s. 11

4 İntihal. (2017, 1 Temmuz), InWikipedia, the free encyclopedia. https://en.wikipedia.org/wiki/IMF_Stand-By_Arrangement adresinden Ocak 15, 2021’de alınmış.

5 Ekinci, Aykut. 2001 Krizi Sonrası Türkiye Ekonomisindeki Büyümenin Sırrı: Daha Liberal Bir Ekonomi(?) Dergipark. Web. Güz 2013

6 Ekinci, Aykut. 2001 Krizi Sonrası Türkiye Ekonomisindeki Büyümenin Sırrı: Daha Liberal Bir Ekonomi(?) Dergipark. Web. Güz 2013

7 Ekinci, Aykut. 2001 Krizi Sonrası Türkiye Ekonomisindeki Büyümenin Sırrı: Daha Liberal Bir Ekonomi(?) Dergipark. Web. Güz 2013

WHEELAN Charles, Çıplak Ekonomi, Çev: Giray Ergin, Pegasus, İstanbul 2015

EĞİLMEZ Mahfi, Örneklerle Kolay Ekonomi, Remzi Kitabevi, İstanbul 2014

EĞİLMEZ Mahfi, Küresel Finans Krizi, Remzi Kitabevi, İstanbul 2008

Yorumlar kapalı, ancak trackbacks Ve pingback'ler açık.

Deneyimlerinizi kişiselleştirmek amacıyla KVKK ve GDPR uyarınca kullanılan çerezler bakımından kişisel tercihlerinizi Çerez Onay Aracından yönetebilir, daha fazla bilgi için Veri ve Çerez Politikasını ziyaret edebilirsiniz. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Kabul ediyorum Devamını oku