Ve Kudüs Şehri

‘’Ve Kudüs şehri. Gökte yapılıp yere indirilen şehir.
Tanrı şehri ve bütün insanlığın şehri.
Yeşile dönmüş türbelerin demiri’’

Sezâi Karakoç

Kudüs, Müslümanların ilk kıblesi, Yahudilerin kutsalı, Hristiyanların beklediği toprak… Selahaddin Eyyubi’nin aldığı Abdülhamid’in vermediği toprak. Yeryüzünün en şereflisiyle müşerref olmuş toprak. Ve Kudüs şehri bugün Ramazan ayında hiddetlenen gazabın sözde naralarla hatırlatıldığı toprak.

Bugün neden Müslümanlar Mekke ve Medine’ye belki kaç kez gitmelerine rağmen, Kabe’den evvel kıbleleri olan bu kutsal toprakları ziyaret etmekten aciz? Belki bir kez gitmek şu ahir ömrümüzde nelerin değişmesine vesile olacak.

Sosyal medyada birkaç yıldır dolaşan bir furya: ‘Mescid-i Aksa aslında o sarı kubbeli (adı dahi telaffuz edilmeyen) yer değilmiş’. Evet, ömründe belki imkânı olup da gitmeyip belki de hakkında bir kitap dahi okumaktan aciz Müslümanlar bu yazıyı gördüğünde kaç yıldır evlerine tablosunu astığı o güzel mescidi bir kalemde silebilir ve esasında Mescid-i Aksa olarak bahsi geçen Kudüs’ün köşedeki Kıble Mescidi olduğunu düşünebilirler. Bakıldığında çok da önemsenecek bir olay gibi gözükmeyebilir fakat işin özünde bu olaydan sonra araştırmayan, bugün işgal altına alınmaya çalışılan ilk kıblesinin dahi yerini bilmeyen Müslümanların birkaç yıl sonra kapısı ‘Mescid-i Aksa işgal edildi, merak etmeyin sizin peygamberinizin Mirac’a yükseldiği mescid halen korunuyor hatta bizzat biz koruyoruz.’ misalinde bir sözle çalınması muhtemeldir. Peki, neresidir Mescid-i Aksa? Mescid-i Aksa, aslında bir mescid veyahut bir cami değildir. Aksa, Arapça’da uzak demektir. Mekke ve Medine’ ye uzaklığından dolayı bu ismi almıştır ve burası 144 dönümlük bir arazi olup, içerisinde Kıble Mescidi ve Kubbetü’s Sahra bulunur. Kubbetü’s Sahra meşhur sarı kubbeli mesciddir. Ve gözümüzde itibarsızlaştırmaya çalışılan bu sarı kubbenin altında saklı Mübarek mağarayı öğrendiğimizde bu yapılan çalışmanın kimler tarafından yürütüldüğünü düşünmek pek zor olmayacaktır. Bu mağara Kâinatın Efendisi’nin Mirac’a yükseldiği mağaradır. Mirac’a yükselirken ayağının altında bulunan taş bu mağarada bulunur ve taşın adı ‘Mukaddes Kaya’dır. Gelip görelim ki hikâyenin aslı burada ortaya çıkıyor Hristiyanlık, Yahudilik ve Müslümanlık yani üç Semavi dinin kutsal toprağı olan Kudüs’te Hazret-i İsa’nın gökten indiğinde bu taşa oturacağı, Yahudilerin başlangıç kayası diye adlandırdığı ve Kudüs mabedinin merkezi olan kutsallarının bu kaya üzerinde olduğuna inandıkları Mukaddes Kaya. İşte, dünya üzerindeki üç büyük dinin hedef gösterdiği kayada bugün Müslümanlar ibadet etmekte. Bir şeyin kaybetmeden değeri anlaşılmaz derler. Temennimiz o’dur ki, Kudüs’ün ve Mukaddes Kaya’nın kıymetini tüm dünya Müslümanları bilsin. Yoksa ne yazık ki aynı Ayasofya gibi içerisinde namaz kılmaya kalkınca ‘müze’ olduğunu hatırlatılan bir mabede dönecek. Ve şiirin devamı gibi;

‘’Fitne bastırılıncaya kadar savaşın!
Yeryüzünden fesat kalkıncaya kadar
Ey insanlık, ey insanlar
En gündüzden daha gündüz,
Hakikatten daha hakikat
Müslümanlar.’’

Cevap bırakın

E-posta hesabınız gösterilmeyecek.

Deneyimlerinizi kişiselleştirmek amacıyla KVKK ve GDPR uyarınca kullanılan çerezler bakımından kişisel tercihlerinizi Çerez Onay Aracından yönetebilir, daha fazla bilgi için Veri ve Çerez Politikasını ziyaret edebilirsiniz. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Kabul ediyorum Devamını oku