Adem’in Elmaları

Adem’in Elmaları ya da orijinal adıyla “Adams æbler”, 2005 yapımı bir Danimarka filmi. İsmi itibariyle Hristiyan teolojisine atıf yaptığı aşikâr; fakat elma metaforu burada bir günahı, yasağı değil de kurtuluşu ve tabiri caizse “hidayete ermeyi” temsil ediyor. Sorunlu ve hastalıklı kimselerin rehabilite edildiği, şehrin dışında küçük bir kilisede geçiyor hikâye. Kilisenin tuhaf bir rahibi ve en az onun kadar tuhaf başka sakinleri bulunmakta. Bunların arasına sonradan bir Neonazi ve tabi haliyle suça ve şiddete meyilli Adem (Adam’ı yazıda Adem olarak ifade edeceğim) de katılacaktır… Film için iyilikle kötülüğü veya daha uygun bir ifadeyle iyimserlikle kötümserliği anlatıyor denilebilir.

Rahibin tedavi yöntemi, insan ilişkilerinde kullandığı metot; kötü ve olumsuz her şeyi görmezden gelme, gerçekleri saptırma ve kendine kurduğu bu yeni gerçeklikte yaşama olarak özetlenebilir. Geçmişi ve bugünü acı ve kederle dolu olan birinin yaşamak için sarıldığı bir dal aslında bu tavır. Aksi halde hayat rahip için yaşanılamaz bir hal alacaktır. Rahibin bu kendi kurgusal gerçekliğini Sarah ile yaptığı konuşmada net olarak görüyoruz. Sarah hamile ve dünyaya gelecek çocuğunun da sakat olması muhtemel. Bu konuda rahip İvan’dan yardım istiyor ve rahip de büyük bir gönül rahatlığıyla, çocuğun dünyaya gelmesine müsaade etmesi gerektiğini söylüyor ve kendi oğlu için de böyle bir ihtimal olduğunu ama oğlunun son derece sağlıklı olduğunu, satranç dahi oynayabildiğini, matematik problemleri çözebildiğini söyleyerek Sarah’ı teskin ediyor. Fakat gerçekler hiç de böyle değil; oğlu tekerlekli sandalyeye mahkûm ve yaşıyor olmak dışındaki diğer tüm diğer hayati fonksiyonlarını yapmaktan aciz engelli bir çocuk maalesef. Eşi ise bu durumu kabullenemeyip intihar etmiş ve rahibin daha önceki anıları da hiç iç açıcı değil. Adem gerçeklerin farkına varınca huysuz ve zorba mizacının da gerektirdiği gibi bu durumu kabullenemiyor ve İvan’a karşı içinde gitgide büyüyen bir öfke biriktiriyor. Bu durum sadece Adem’e has değil hiç kuşkusuz filmi izlerken çoğumuz da İvan’a karşı benzer duyguları taşıyabiliriz. Gerçekler bu kadar açık ve net olduğu halde nasıl olur da bu kadar saptırılabilir?

Kilisede herkesin bir vazifesi, gayretle tutunduğu veya tutunuyormuş gibi göründüğü bir uğraş var. Ve rahip, Adem’e de bahçedeki elmalardan bir kurabiye yapma görevi veriyor. İlk başta buna gönülsüz olsa da sonrasında bir şekilde kurabiye yapmaya razı oluyor. Fakat bu esnada ise ilahi müdahaleler devreye giriyor ve elma ağacının başına türlü musibetler geliyor. Ağaç önce kargaların istilasına uğruyor, sonra elmalar kurtlanıyor ve son olarak da yıldırım düşüyor ve kül oluyor. Adem bunları birer rastlantı olarak görürken İvan ise her şeyin şeytanın işi olduğunu ve her türlü engellemelere rağmen o kurabiyeyi yapmasını, inancını koruyarak şeytanı hüsrana uğratması gerektiğini ve böylelikle Tanrı’yı hoşnut edeceğini telkin ediyor. Adem ise bu süreçte kurabiye yapmaktan çok rahibin kendi kurgusal gerçekliğiyle daha yakından alakadar oluyor ve onu gerçeklerle yüzleşmesi için evvela fiziki müdahale ardından da psikolojik baskıya maruz bırakıyor. Bunda doktorun söylediği; “onu, gerçekleri söyleyerek öldürebilirsin” sözü etkili olmuştu. Adem, artık gerçeklerin yılmaz bir savunucusu halini almıştı. Rahip ise gerçeklerle yüzleşmekten olabildiğince kaçmaya çalışsa da durum artık katlanılamaz bir hal alacaktı. Gerçeklere kapattığı kulakları bunlarla yüzleşince kanamaya başlıyordu. Rahip bu durumda yavaş yavaş iyimserliğini kaybediyor ve bütün bu yaşadıklarının, günahları sebebiyle Tanrı’nın kendisini cezalandırması olduğunu düşünmeye başlıyor.

Adem’in kötülüğünün zirve yaptığı gece rahip bütün gerçekliğini ve inancını kaybediyor. Bununla birlikte Adem’in iyileşmek için tutunduğu dal olan elma ağacına da yıldırım düşecek ve ağaç kül olacaktı. Fakat bütün bunlar bir son değil aksine güzel şeylerin başlangıcı olacak. Adem’in kalbinde o gece inanç namına bir şeyler kıpırdayacak ve yavaş yavaş yoğrulan, kurabiyenin yapılmasıyla da kemale eren bir kişiliğe dönüşecekti. Kendinden başka kimseyi düşünmeyen Adem, İvan’ın yokluğunda dağılmaya başlayan Khalid ve Gunnar’a yardım ederek onları kötülükten sakındıracak. Ve yaptığı bu iyilik de ona mucizevi şekilde kurabiye yapması için gereken elmayı sağlayacak. Dikkat çekilmesi gereken nokta Adem’in kurabiye yapma yolunda yaşadığı değişimlerdir. Adem artık sadece kendisi için yaşayan biri değildi, başkalarının iyiliği için de mücadele ediyordu. O kurabiye onun için artık bir varoluş amacına dönüşmüştü ve bütün bu iyi halinin bir tecellisi, nüvesi haline gelecekti. Bu uğurda karşısına çıkan musibetler onun pişmesine vesile olmuştu. Adem artık Tanrı’nın kendisiyle olduğuna inanmaya başlamıştı. Bir anlamda Adem de İvanlaşmıştı.

Filmin temel anlatısını Rab’ın kimseyi unutmadığı ve herkes için, her zaman bir çıkış kapısı olduğu şeklinde ifade edebiliriz. En zor, en gaddar insan bile fıtratı gereği hiç umulmadık bir anda kalbinde Allah’ın varlığını hissedebilir. Kalbinde iyiliğe dair bir düşünce henüz yokken, Adem kurabiye yapmak istediğinde engellerle karşılaşırken, belli bir olgunluğa ulaştığı noktada ve fakat tüm umutların da tükendiği bir anda koca ağaçtan geriye kalan tek bir elma ile amacını gerçekleştirecekti. “Sizin hayır bildiklerinizde şer; şer bildiklerinizde hayır vardır”. 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız gösterilmeyecek.

Deneyimlerinizi kişiselleştirmek amacıyla KVKK ve GDPR uyarınca kullanılan çerezler bakımından kişisel tercihlerinizi Çerez Onay Aracından yönetebilir, daha fazla bilgi için Veri ve Çerez Politikasını ziyaret edebilirsiniz. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Kabul ediyorum Devamını oku