Dr. Yavuz Dizdar İle Tıbb ve Bilim Üzerine Söyleşi

Fransız düşünür Emile Boutroux’un ortaya attığı en önemli tezlerden biri ‘Tabiat Kanunlarının Zorunsuzluğu’dur. Tabiat kanunlarındaki zorunluluk dahi tartışılırken, insan gibi kendi kendisine dahi hâlen en büyük meçhul olan bir varlık hakkındaki tıbbî genellemeler sizce ne kadar sağlıklıdır?

Herkes elbette kendine göre bir düşünce benimseyip bunu savunmaya çalışır. Boutroux tabiat kanunlarının zorunlu olmadığı düşüncesini ileri sürerken bugünkü bilgi düzeyimize sahip değildi, üstelik insanlar o gün için hakim olan düşüncenin etkisi altında kalırlar. Benim kanaatim ise, tabiat kanunları zorunludur, hatta tabiat en eski anayasalar da bile ayrı bir güç olarak tanımlanır. Bunun istisnası ise ABD Anayasası’dır, ne gariptir ki kurucularının içinde bilim erbabı çok insan olmasına karşılık tabiatı hüküm altına alınacaklar içerisinde kabul ederler. Bu yanlış görünmektedir, dahası tabiat henüz anlamanın yakınına bile yanaşamadığımız kurallar içerisinde çalışır. Bizim kısıtlı algımız ise kısıtlı mantığımız çerçevesinde çıkarımlara gitmeye çalışır. Bu kısıtlı çıkarımlardan en çok kabul görmüş olanı olan Evrim Teorisi bile teoriden öteye geçemez. Çok basit örneklerle açıklamaya çalışayım, mesela virüsler mevcut formlar içinde en basit olanlardan biridir, ama çoğalma için tam bir hücrenin sistemine muhtaçtırlar. Dolayısıyla “önce virüs vardı, bunlardan diğer hücreler gelişti” düşüncesi bir anda boşa düşer, bilakis ikisi birden var olmak zorundadır. Aynı şey proteinlerin sentezinden tutun, sadece otuz bin genin insanı oluşturuyor olması için de geçerlidir, yani insanın kendini açıklayabilmesi açısından DNA ve genler bir şey ifade etmez.

Fakat beri yandan insan da diğer canlılarda gördüğümüz temel biyolojik kurallara tâbidir, bu kurallar canlılarda farklı basamaklarda devreye girer ve her zaman aynı durumla sonuçlanmaz. Biz sadece kuralın var olduğunu algılayabiliriz, oysa kural da başka bir güce tâbidir. Bu anlamda baktığınızda insan başta olmak üzere, Batı biliminin ağır yanılgısıdır, biyolojik sistemler matematikle ifade edilemez, Kartezyen düşünce de çöker. Hatta daha ötesini söyleyelim, insanın varlığı bilinip betimlenemeyebilir, bazı şeyler sadece hissedilir, ama ifadeye dökmek için kelimeler, cümleler yetersiz kalır. Lakin bu aşamaya varmak kolay değildir, hele hele günümüzün bunca çeldirici, düşünce karmaşası yaratan ortamında böyle bir bilinç aşamasına erişmek çok daha zordur.

Bir kişinin sağlık ve hastalık durumuna kanaat getirmek için de aynı kurallar geçerlidir, hekim işinin erbabı ise bunu hisseder, değilse zaten söyleneni uygulayan bir teknisyen düzeyinde kalır. “Söyleyen” günümüzde artık hocası değildir, aslında en önemli bilgileri hasta verir, ama hekimlik mertebesine erişememiş doktorlar hastayı da dinlemez. Bugün tıbba hâkim olan anlayışta tanı ve tedavi seçenekleri, yani “algoritmalar” vardır, belli şikâyet manzumesini bildiren hasta bu seçeneklerden birine yuvarlanmaya çalışılır. Sonrası ise kolaydır, ilk yerleştirme işlemi yapıldıktan sonra hangi tedavi basamakları ve seçeneklerinin izleneceği uluslararası bilimsel kurullar tarafından deklare edilir. Günümüz devasa kongreleri ise bu görevi üstlenir, binlerce fikri olmayan doktoru aynı mekâna toplayıp, ellerindeki tedavi ürünlerini pazarlamaya çalışırlar.

Meselâ adaletin sağlanması noktasında her suçlu ve suç kendi hâl ve makamı üzere değerlendirilerek karar verilir. Aynı şekilde tıbbın da her hasta ve hastalığı kendi hususî hâli, şartları ve makamına göre ele alması gerekmez mi?

Bize tıbba girdiğimizde öğretilen ilk kavramlardan biri “hastalık yok, hasta vardır” olmuştur, tamamen geçerlidir. Her kişi, hasta olsun ya da olmasın kendine özeldir, bu özelliklerinin bir kısmın şahsının tabiatından, bir kısmı ise alışkanlıklarından ve yaşadığı ortamdan kaynaklanır. O nedenle siz asla iki hastayı, tamamen aynı görünseler bile aynı sepetin içine koyup tedavi etmeye çalışamazsınız. Seçenekler hastanın işine göre bile ayarlanmak zorundadır, genel prensip en az zararı yaratacak yolun seçilmesidir, bu zarar sadece biyolojik değil, sosyal konumda da olabilir. Mesela yıllar önce çok sevdiğimiz bir muhabir, sunucu ağabeyimizi gırtlak sorunu nedeniyle tedavi etmeye çalıştık, gırtlağın cerrahi olarak çıkarılması en etkili seçenek olsa bile bunu uygulayamazsınız, aksi takdirde hastanın sosyal varlığı ortadan kaldırılır. Nitekim diğer yolla da çok uzun ve mesleğini yürütebilecek bir sağlık durumuna erişti.

Nitekim sağlık da adalet gibidir, keskin sınırlarla ayırt edemezsiniz, bir olay, hastalık ya da suç vuku bulduğunda bile kendi münferit şartlarında değerlendirilmek zorundadır. Kimseyi “zararlı alışkanlıkları nedeniyle hasta oldu” diyerek ne kınayabilirsiniz ne de tedavi etmeyerek cezalandırabilirsiniz. Hekimin bu nedenle hasta reddetmek gibi bir şansı yoktur, ancak “size iş yüküm nedeniyle gereken ihtimamı gösterememekten korkarım” açıklaması bir mazeret oluşturabilir. Adalet de olayların aslını anlamadan yakıştırmalar ya da kamu baskısı nedeniyle bir sonuca varırsa büyük hata işlemiş olur. Aslında bunlar örnekleriyle bildirilmiştir, mesela Kehf süresi “görünenin ardında bambaşka nedenler olabileceği” uyarısını açıkça ifade eder. O nedenle gerek hekim, gerekse hâkim bildikleri çerçevesinde ama mutlaka hür vicdanla kanaat getirmek zorundadır, doğruya en yakın sonuç ancak bu şekilde elde edilebilir.

Tıp, hukuk ve eğitim hizmetleri hususî olması gerektiği yerde, bugün şehirlerdeki nüfus yığılması dolayısıyla endüstriyelleşme eğilimi gösteriyor. Bu durumun neticesine baktığımızda eğitim, adalet ve sağlık hizmeti nicelik olarak gelişiyorsa da, nitelik olarak geriliyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Bu durum “modern” olduğu düşünülen çağın en büyük sorunudur. Gıda nasıl “standart tat” hayalini gerçekleştirmeye çalışıyorsa,

Cevap bırakın

E-posta hesabınız gösterilmeyecek.

Deneyimlerinizi kişiselleştirmek amacıyla KVKK ve GDPR uyarınca kullanılan çerezler bakımından kişisel tercihlerinizi Çerez Onay Aracından yönetebilir, daha fazla bilgi için Veri ve Çerez Politikasını ziyaret edebilirsiniz. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Kabul ediyorum Devamını oku